BANA ANLAT

Yalnızca doğrular...

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

DESTAN

e-Posta Yazdır PDF

Son Güncelleme: Perşembe, 17 Mayıs 2012 08:00
 

NEREDEN BAŞLAYIP NEREYE KADAR?

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

            İnsan hakları konusunun gündeme gelmesi ve hak olarak algılanması; dillendirilmesi yakın tarihlerin ürünüdür. Yaratılış serüveni ile varlığı ilan edilen insan; kendisini bir ilahi emirler manzumesinin etkisine kaptırmıştır ki bu manzume zamanının çoğunu, ona “İnsan” olduğunu; anlatmak için ayırmıştır. İnsan olduğunu, bunun önemini, değerini, haklarını, görevlerini sıralarken sürekli olarak yüceltmiştir insanı. Bu anlamda hak, kendisine, ilahi bir ödül olarak sunulmuştur. Meseleler, bu ritüelden uzaklaşıldıkça kendini göstermeye başlamıştır. Bulunduğu yeri beğenmeyip, eşitliği ve adaleti kabul etmeyip daha fazlasını güçle elde etme çabası içinde; doğumla başlayan ya da sonra; zoraki uygulamalarla işleme konan sınıfsal çatışmaların belirleyicisi, yine insan olmuştur.

 

BAHARI YİTİRDİK

e-Posta Yazdır PDF

            Nasıl da güzel ve yeşildi. Serin esintileri arasında sarmalar, kucaklardı. Nasıl severdik onu, o da çok severdi bizi. Sevmeseydi, onca güzelliği sunar mıydı hizmetimize? Bin bir renk cümbüşü içinde gülümser, birbirinden ilginç sesler ile seslenir miydi?

            Bu toprakların övüncüydü bahar. Mutluluğu, umudu, sevinciydi. Görsel ve düşsel öğelerin kaynağıydı. Kışa veda, yaza davetti. Eriyen kar sularının ırmaklara yollanması, suyu çoğalan ırmakların çağıl, çağıl çağlamasıydı. Gökyüzünün inceden, iriye yağmur damlalarıyla ağlamasıydı. Sevinç gözyaşlarıydı bunlar. Geri dönecek göçmen kuşların sevinci, doğmaya hazır yavruların sevinci, meyve ağaçlarının meyve dökümüne hazırlanmasının sevinci…

 

YOLLAR DA DEĞİŞTİ

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Yurt adı verilen, bağımsız ulusun bağımlı olduğu sınırlar içinde, ayrıca bir “Memleket” kavramı vardır. Zaman zaman ikisi birbirinin yerine kullanılır ancak genelde, doğum yeri, babanın, atanın doğum yeridir memleket. Ata mezar taşları işaret eder memleketin yerini. Halk içindeki ismi “Sıla”… Zıttı ise “Gurbet”…

Memleketten uzak olma anlatımını “Gurbet” sözcüğüne sığdırmak kolaydır, ancak gurbeti yaşamak zordur. Önceleri fark etmediğim bu zorluğu, ben de büyüyüp gurbetçi olunca anladım yıllar sonra.

Gurbette, en büyük özlemdir sıla. Ulaşmak, kavuşmak özlemi; sılayı buğulu gözlerin baktığı her yerde aratır.

Sılaya ulaşmak için yollar gerekir. Bu nedenle yollar çok ama çok önemlidir. Tabii ki aynı zamanda ticaret için, turizm için ve üretmek içindir yollar. Ancak, güzelim yolları maddi değerlere dönük bir anlatıma kurban etmek istemiyorum. Duygu olsun istiyorum bu anlatımımda.

 

Duygu önemlidir...

Yollar önemlidir.

 

KOMŞULUK VE KONUKLAR ÜZERİNE

e-Posta Yazdır PDF

Toplumsal yaşamımız ulusal bir çerçeve içine otururken kendi içindeki çeşitlilik şaşırtır beni. Kendimi hep içinde hem dışında hissettiğim bu çerçevenin değişkenliğini batı ve doğu arasındaki geçiş toplumu olmanın zorluğuna bağlarım.

Batı ve doğu!

Son Güncelleme: Cumartesi, 12 Mayıs 2012 07:36
 

APARTMAN YAŞAMI

e-Posta Yazdır PDF

Kentleşme önüne geçilemez bir zorunluluk. Biz de kentleşiyoruz, kendimizce. Bunu pek teknik, çağdaş ve çevreye uyumlu yaptığımız söylenemez. Aksine kentleşmeyi, kentleri köyleştirmeyle özdeşleştirdiğimiz görüşü etkin bende. Bir zamanların Bülent Ecevit’in düşü olan ve köylere, kentte bulunan olanakları taşımayı hedefleyen Köy-Kent projesini yanlış anlayıp, yanlış uygulayıp, tam tersini Kent-Köy’leri gerçekleştirme yolunda başarı ile (sözün gelişi) ilerliyoruz.

Gelişmiş ülkelerin aksine tarım kesimindeki nüfusunu hala yüzde kırklara yakın bir oranda koruyan, ancak, bu nüfusun beklediği reformları yapmayarak, destekleri vermeyerek, ulusal gelirden hak ettiği payı ödemeyerek göçü zorunlu hale getirirseniz, hatta bazı bölgelerde bunu zorla yapmaya kalkarsanız; bu akıma hazır olmayan kentlerin çarpık gelişimini tetiklersiniz.

Bu ayrı bir konu!

 

OZAN DOĞMAK VE OZAN OLMA ÇABASI

e-Posta Yazdır PDF

Şiiri seven, şiire tutkun olan ve birazcık saygısı olan kişi; şiir yazmaya kalkmadan önce düşünmeli ve kendi kendine sormalı.

            “Ben ozan mıyım? Şiir yazmaya hakkım ve yetkim var mı?”

            Bunu bekliyorum insanlardan. Gerçekten bekliyorum! Ancak ülke insanlarının yüzde doksanı kendini ozan belleyen ve ellerine fırsat geçince bunu açıklamaktan çekinmeyen kişiler. Hatta “Herkes biraz da ozandır!” benim ülkemde. Eğitim önemli değildir. En cahilinden en okumuşuna; bir dörtlük karalamayı görev bilir. Mısra sonlarındaki sözcükleri “Uyak” ayarında uydurdun mu? İş tamamdır. Sonra sıra gelir okumaya. Önce aile fertleri arasında, sonra komşu ziyaretlerinde, okulda, işte, kahvede hatta sokakta…

            “Bir şiir yazdım! Okuyayım mı?”

 

KİTABA, ESERE, ŞİİRE, YAZARA, OZANA, SANATÇIYA KARŞI ÜLKÜCÜ TAVIR

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 

Kitap aramak, satın almak ve okumak fikri bir tavır olarak çıkar karşımıza.
Şiir okumak, müzik dinlemek de...

Türkiye'de etkin olarak varlık gösteren her fikir sisteminin kitaba ve yazara karşı belirli bir yaklaşımı vardır.

Elbette bir fikrin bütünü, geneli ve bütün mensupları için söylenmez bunlar ancak eğilim ve yapı olarak bir yaklaşımı ifade ettiği için önemlidir.
Kitap, dergi, gazete okumayan ama yılışık dizileri izleme şampiyonu bir toplum olduğumuz ortada. Kendi kültürümüze olan yaklaşımımız ve dilimize olan yabacılığımızda... Bir sömürge dili olan İngilizceyi ne kadar iyi konuştuğumuzu göstermek için çırpınmamız da... Bütün özgeçmilerde önemli yeri olan "Yabancı dil bilgisi" kısmını hiç bilmezsek de doldırmamızdan bellidir. Okumayız ama tenkit ederiz. Okumayız ama... En çok biz biliriz.

Bu ülkede en çok bölücü, komünist, sosyalist, sol kitaplar satılrıdı bir zaman. Artık kendi büyük yayınevleri olan Dinci kitaplar revaçta.
Bunun nedeni?

Bir merkezden idare edilen ve okumaya zorlanan cematçı, tarikatçı kesimler üyerlerine okumayı, kitap satın almayı ve kendi yazarlarını desteklemeyi öğütler. Onları yüceltir, onure eder ve sayar.
Sol kesimde de sürmektedir eski gelenek, dincilerle artık yarışamasalar da...

Ya Ülkücüler...
Türk Milliyetçileri olduğunu iddia edenler...
Okumazlar. Üstelik okumayı zulüm bellerler ve yazanı da adam yerine koymaz, gereksiz görürler.
Bütün bu okumama direncine rağmen çok, çok, çok bilirler ve tenkit ederler. Yetmezse slogan atarlar. Hem de tarhin çöplüğünde kalmış, çürümüş, kokmuş sloganları kullanarak...

Bir kitapçıya gidin. Bakın kitap seçen, inceleyen, satın alan kişilere. Baktıkları kitaplara bakın. Satın aldıkları kitaplara dikkat edin.

% 60'ı dinci, tarikatçı, cematçidir.

% 35'i sol fikirlerin çizelgesidne...

Eğer şansınız varsa % 5 Ülkücü-Milliyetçi görürsünüz. Eğer şanslıysanız...Ne acı...

Tenkit etmeye gelince: Kendini, Ülküdaşını, Genel Başkanını, Partisini, Ocağını, yazarını, ozanını tenkit etme oranı % 99'dur Ülkücülerde... Birbirinin etini yemeye bu kadar meraklı, fitne ve iftiralarla birbirini yaralama düşkünü bir camia...

Dinci ya da dinci bir yayınevinden kitabı çıkan bir yazarın, ozanın kitapları 20.000 ve üzeri basar. Hele işaret edilen, en üstten destekli biriyse yüzbinler, milyonlar söz konusudur.

Sol yanda da benzer bir durum vardır. 10.000 ve üzeri satışlar sıradandır.

Ya bir Ülkücü yazar, ozan, sanatçı için...
Rakamı yazmaya utanıyorum.
Yazık! Çok yazık!

Son Güncelleme: Salı, 24 Nisan 2012 22:21
 

Ülkücü Şehitler Adnan Yüzgül ve Kenan Yüzgül’ün Aziz Hatırasına Borcumdur!

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfEn iyi 

 

               “Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber!”

              

               Ülkücü Hareket, hiçbir şey istemeyenlerin, hiçbir şey beklemeyenlerin ruhları ve yürekleri ile süslediği, güzelleştirdiği kutlu bir kavganın eylemler bütünüdür. Kıpır kıpır heyecanla atan, Kalü Bela’dan beri kandaş olanların yaktığı ocak odunda alaz alaz yananların hareketidir. Üç Hilalli sancağın ardında korkusuzca yürüyen, atalar yadigarı Al Bayrağı en yücelerde tutmaya yeminli Ülkü Ordusu’nun yılmaz savaşçılarının hareketidir.

 

               Ülkücü Hareket Destanı, damla damla kanla yazılmıştır. Her anında, her saniyesinde uçmaklık bir yiğidin artık olmayan nefesinin gücü vardır. Bu nefes göğe yükseltir şanlı davayı. Bu nefesle dalgalanır Ay yıldızlı Bayrak…

Allah’ın adı vardır ki Başbuğ, gidilen yolu o nedenle “Allah Yolu” olarak adlandırmıştır.

Hazreti Muhammed SAV. Efendimizin buyruklarıdır bu yola ışık tutan.

Allah Kelamı Kur’an’dır rehber edinilen…

 

               Allah Yolu’nda kan ve can verenlerden biridir Adnan Yüzgül!

               Alparslan’ın Türk yaptığı toprakların, Türk kalması için can verenlerden biri…

 

Son Güncelleme: Perşembe, 15 Mart 2012 12:54
 

DURMAK MÜMKÜN OLAYDI…

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfEn iyi 

 

                Kalıntısal sıkıntı, ruhun düş tutkusu… Bağımlılık...
               SEVDA...

                Onmaz, iyiki de onmaz!

 

               “Dur!”

               Ah! Durmak mümkün olaydı! Ah!

 

               İnanmanın doruklarında, inanılmazlara doğru uçtu ya düşünceler…

               “Safsata be! Yalan! Hayal!”

              Mefkure...

 

               Olsun. Uğruna bir zorlu koşuşturmaya çıktık. Tutunduğumuz, olacağına olan inancımız.

               "Bir gün mutlaka!"

               Mutlaka!

 

               “Dur bre!”

               Ah! Keşke, keşke durmak mümkün olaydı!

Son Güncelleme: Çarşamba, 14 Mart 2012 11:47
 

“ULAN APTAL! SANA MI KALDI MEMLEKETİ KURTARMAK?”

e-Posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 18
ZayıfEn iyi 

              Bu sözü, yakın uzak tanıdık, tanımadık birilerinden duymayan “ÜLKÜCÜ” yoktur. Genelde de büyüklerimizin kendilerince uyarısıdır.

              Tanıyanlar bilirler Rahmetli babamın ne denli sert, tavizsiz bir adam olduğunu. Üstelik okuduğum lisede öğretmendi. Neredeyse her saat gözünün önünde, ispiyoncu meslektaşlarının asıllı asılsız ihbarlarında. Çok dayağını yediğim ve kanıksadığım için hiç zoruma gitmezdi attığı tokatlar da iş söze gelince, yıkılırdım.

              “Aptal herif! Sana mı kaldı memleketi kurtarmak?”

              Bana ve benim gibilere kaldığını bilirdi içten içe. Benim babam bayrak gördüğünde hüngür hüngür ağlayanlardandı. Hele İstiklal Marşı okunurken bir öğrenci kıpırdasın, tereddütsüz tekmeyi geçirirdi. Kore’ye gönüllü yazılmış, yetmemiş, Hindistan-Pakistan Savaşı’nda da gönüllü olmak için başvurmuş, kabul edilmeyince de günlerce hasta yatmıştı. Kıbrıs Harekatı sırasında, “Yürü” demişti bana “ Bu günde durmak olmaz. Eli silah tutacak herkes gönüllü yazılmalı” Trabzon Askerlik Şubesinin önünü nasıl bulduk bilememiştim. Henüz sekiz yaşındaki erkek kardeşim de ardımıza takılmış…” Çok Şehit Gazi hikayeleri anlatırdı. Çanakkale’de yitirdiğimiz akrabalarımızdan, Yemen’e gidip dönmeyen emmisinin oğlundan ve Kafkas Harbinden hasta dönen bir başka akrabamızdan…

              Ama o zamanın kan kokan havasında bana kızardı.

              “Aptal herif! Sana mı kaldı…”

 

Kimler Sitede

Şu anda 1 konuk çevrimiçi

KONUKLAR

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün23
mod_vvisit_counterDün37
mod_vvisit_counterBu Hafta23
mod_vvisit_counterGeçen Hafta271
mod_vvisit_counterBu ay716
mod_vvisit_counterGeçen Ay1078
mod_vvisit_counterBugüne kadar48530

ŞU AN SİTEDE 1
IP: 38.107.179.239
,
20-05-2012-18:34

UNUTULMAZ