Bu sözü, yakın uzak tanıdık, tanımadık birilerinden duymayan “ÜLKÜCÜ” yoktur. Genelde de büyüklerimizin kendilerince uyarısıdır.
Tanıyanlar bilirler Rahmetli babamın ne denli sert, tavizsiz bir adam olduğunu. Üstelik okuduğum lisede öğretmendi. Neredeyse her saat gözünün önünde, ispiyoncu meslektaşlarının asıllı asılsız ihbarlarında. Çok dayağını yediğim ve kanıksadığım için hiç zoruma gitmezdi attığı tokatlar da iş söze gelince, yıkılırdım.
“Aptal herif! Sana mı kaldı memleketi kurtarmak?”
Bana ve benim gibilere kaldığını bilirdi içten içe. Benim babam bayrak gördüğünde hüngür hüngür ağlayanlardandı. Hele İstiklal Marşı okunurken bir öğrenci kıpırdasın, tereddütsüz tekmeyi geçirirdi. Kore’ye gönüllü yazılmış, yetmemiş, Hindistan-Pakistan Savaşı’nda da gönüllü olmak için başvurmuş, kabul edilmeyince de günlerce hasta yatmıştı. Kıbrıs Harekatı sırasında, “Yürü” demişti bana “ Bu günde durmak olmaz. Eli silah tutacak herkes gönüllü yazılmalı” Trabzon Askerlik Şubesinin önünü nasıl bulduk bilememiştim. Henüz sekiz yaşındaki erkek kardeşim de ardımıza takılmış…” Çok Şehit Gazi hikayeleri anlatırdı. Çanakkale’de yitirdiğimiz akrabalarımızdan, Yemen’e gidip dönmeyen emmisinin oğlundan ve Kafkas Harbinden hasta dönen bir başka akrabamızdan…
Ama o zamanın kan kokan havasında bana kızardı.
“Aptal herif! Sana mı kaldı…”