Kimler Çevrimiçi
Şu anda 2 ziyaretçi çevrimiçi
|
|
Yazar Anlatan
|
|
Perşembe, 02 Eylül 2010 19:04 |
|
Bizim gençliğimiz MHP İktidarını özlemekle, beklemekle geçti. Vekil sayısını artırmak için verdiğimiz çaba, harcadığımız emek, hele o zamanın şartlarında, ancak 16’ya ulaştırdı bizi. Sonra yeniden yıkım oldu. Sıfırdan başlanıldı.O zamanın şartları deyince bugün anlamakta zorlanır insanlar. Üniversite öğrencisiydik. Dar gelirli ve yoksul aile çocuklarıydık. Zamanın burs ve kredi miktarı 500 TL’ydi. Bunun elli lirasını Ülkü Ocaklarına aidat verirdik. Otuz lirası ile Hergün Gazetesi’ne abone olurduk. Evden gelen birkaç kuruşu ekler, yarı aç yarı tok, MHP Mitinglerine koşardık.
|
|
Perşembe, 02 Eylül 2010 19:07 tarihinde güncellendi |
|
|
KAVRAM KARGAŞASI VE ÇÖZÜMSÜZLÜK |
|
|
|
|
Yazar Anlatan
|
|
Perşembe, 05 Ağustos 2010 17:58 |
|
12 Eylül Darbesi ile hiç beklemediği yerden, beklemediği biçimde saldırıya uğrayan, biz Ülkücüler, uzun yıllar geçmesine rağmen o kanlı darbenin ezikliğini bir türlü üzerimizden atamıyoruz. Başımızda da etkin ve bilge bir lider olmadığı için bocalama sürüp gidiyor. Üstelik bu yapılanma geleceğimiz olan gençleri de etkiliyor. Bilinçsiz, fikirsiz, bilgisiz ve kontrolsüz Ülkücü Gençler tehlikeli bir dönemece doğru son sürat koşuyorlar. Dönemecin önü uçurum, kimse bunun farında değil. Her an patlamaya hazır bir dinamit gibi, her an kullanılmaya hazır bir silah gibi başıboş ve kontrolsüz durumda, Ülkücüler… Bu anlayışla, Bahçeli’nin “Ülkücü Gençleri sokaktan aldık!” tespitinin bir anlamı yoktur. Her gün sokakta ve neredeyse her olayın içinde, gittikçe bilenen gençlerimiz, facebook’ta ve diğer internet facialarında, provokatörler tarafından sürekli doldurulan gençlerimiz, birilerinin onları kullanacağı güne hazırlanıyor, ama parti yönetimi ve ocak bunun farkında bile değil. Çok kez söylediğinin aksine, Bahçelitutmuyor gençleri, birileri gününü bekliyor ki o gün geldiğinde neler olacağını, bu bilinçsiz cahil kitlenin neler yapabileceğini, bugün yapılan küçük denemelerde görüyoruz. Her an alevlenmeye hazır, heyecanlı kitle, birilerinin ekmeğine yağ sürmek üzere pusuda… Yazık! Günah!
|
|
Yazar Anlatan
|
|
Pazartesi, 02 Ağustos 2010 21:29 |
|
Sıkıntılar ülkesi güzel ülkemden uzakta, oradan haberler almanın derdinde, gelen her haberde canım daha sıkılırken… Ana derdimizin CEHALET olduğuna karar verdim! Milli olmayan “Milli Eğitim’in” yetiştirdiği çocuklarımız, anlı şanlı okulları, yüksek puan alarak Türkiye derecesi yapanları da dahil, daha da cahil bir neslin habercisi. Batı bilimsel anlamda gelişirken, bir yandan da halkının cahilliğine çözümler üretmiş. Açıklayalım!
|
|
Yazar Anlatan
|
|
Pazar, 01 Ağustos 2010 22:11 |
|
AKP ve zihniyetini günahım kadar sevmem. Hükümetin ve yandaşlarının yaptıklarına da tartışmasız karşıyım. Hemen her icraatın; gelecek planları yüklü, akıllarındaki malum sisteme adım adım yaklaşmayı sağlayan, gayri milli, maddi çıkarlarla örülmüş bir sisteme yardımcı olmak üzere oluşturulduğunu bilirim. Ancak çok önemli bir konuya da dikkatinizi yeniden ve özenle çekmek isterim.
|
|
Yazar Anlatan
|
|
Cumartesi, 24 Temmuz 2010 01:02 |
|
1974-1976 Muş Lisesi… Psikoloji Dersi alırdık o zamanlar. Bilmem şimdi varmı? Çok sert ve tavizsiz bilinirdi Mehmet Karahan Hocam. Bir o kadar da mert, delikanlı… Yeni yeni filizlenen Ülkücü fikir sistemimize cuk oturan bir bozkurt temasıydı. Dersi iyi bilir, çok iyi anlatırdı. Zamanın siyasi gevşemesi ile dersleri dalgaya alan, sulandırmaya kalkan bütün tipler, onun sınıfa adım atması ile en efendi, en sessiz konumlarını alırlardı. Solcusu, Ülkücüsü ve diğerleri… “Nefes sesi bile duyulmazdı” desem, doğrudur. Oysa aynı haytalar başka dersleri çekilmez kılarlar, hocaları deli ederler, hayatlarından bezdirirlerdi. Okul içinde, okul dışında, yatılı öğrencilerin kaldığı pansiyonda, hiçbir yerde garantisi yoktu hiçbir hocanın. Kaç tanesinin önünün kesildiği, dövüldüğü anlatılırdı. Yabancı ve yalnız oldukları için korkarlardı. Zaman da “Kendi güvenliğini kendin sağla!” zamanıydı. Bu söylediklerim belki batıda, seçkin okullarda okuyanlar için hikaye gelebilir. Ancak yaşayanlar bilir, anlar. Neler gördü bu gözler, ne olaylara tanık oldu! Nice görevine sadık, eğitim için bütün emeğini harcamaya hazır öğretmenin madara edilmesine tanık oldu.
|
|
Cumartesi, 24 Temmuz 2010 11:58 tarihinde güncellendi |
|
BİR DÜŞ ÇAĞI VE BUGÜNKÜ GERÇEKLER |
|
|
|
|
Yazar Anlatan
|
|
Cuma, 23 Temmuz 2010 00:02 |
|
“Eskiye rağbet olsa, bitpazarına nur yaparmış!” Oysa biz eskiler, eskilerde ararız gerçekleri hala. Bir düş çağının tutamacına yapışıp kalmışız. Yaşımız on yedidir, on sekiz, yirmi hala… Aşılanmış beyinlerimizde çığlık atan feryadıyla gariban, yetim bir “Ülkü”. Sanırız ki o çağdır hala çağ! Oysa atı aldı birileri, Üsküdar’ı dolaşıyor. Kimisi bu işin satıcısı, bezirgânı, kimisi borazanı… Yazık ki iyiler sessizce çekip gittiler. Üstelik iyi atları da yoktu altlarında. Yad olmayan omuzların üzerinde dört bir yana çakılı dört tahta… Üzerinde de “Şehidimin son örtüsü…” İyiler gittiler. Üstelik iyi atları da yoktu altlarında. Çok tabut taşıdım ben. Bütün yüreğimi verdim omzumla birlikte. Benimkisi yürekti. Korkum o ki “Yarın benim tabutumu taşımaya gelenler arasında, birkaç puşt olur da…” Hani o b,izden görünenlerden. Hani o her kapının kemikçisi koltuk kovalayıcısı yaratıklardan bir kaçı. Hani o Ülkücü geçinen ib…..,den… Öğüdümdür oğluma… “Sakın ha! O sana adını kirli bir kağıda yazdırdığım puştlardan önce ölürsem, birinin elini değdirme tabutuma. Sakın ha! Mahkemelerde koltuk kovalayan şarlatanından, boyun büküp kapı itliği yapan makam düşkünlerine, sırıtkan ve gevşek itlerden, menfaat yalakası şerefsizlere… Hırsızlara, soygunculara… Hiç birini, hiç birini yaklaştırma yakınıma! Ki onlardan uzak olduğum zamanlar, en huzurlu zamanlarımdı!”
|
|
Yazar Anlatan
|
|
Perşembe, 22 Temmuz 2010 23:51 |
|
Beklemek ve beklerken sınıf atlama savaşına katılmaktır, hayatın bu ülkedeki anlamı. Hayat, yalnızca yaşamak değildir bu ülkede. Beklemelerle karışır zaman öldürme sanatı… Bu ülke insanlarının çoğu yaşamayı, yaşamanın anlamını bile bilmez. Öğrenmeyi beklemekle geçirir, bir ömrü. Bekler! Beklemek, sürekli gündemimizdedir. Özeldir beklemek. Güzel olmasa da zaman zaman… Bize has bir duygudur. Duyguların özüdür, beklemek. Sabır ağları ile örülmüştür. “İnsanımız, dünyaya beklemek için gelir!” dersek, bir bütün içinde biraz abartılı olur belki ama pek de anormal karşılanmaz.
|
|
ACI YÜKLÜ; ACIMASIZ KALEMİM! |
|
|
|
|
Yazar Anlatan
|
|
Salı, 20 Temmuz 2010 14:08 |
|
Doğrudur! Zaman zaman kaçar kantarımızın topuzu! Doğrudur! Şaşırtırız sevenlerimizi, okuyanlarımızı! Doğrudur! Kızgın yüklenmelerle kederlendiririz yürekleri. Çünkü! Kalemimiz acı yüklü! Bizler yaşadıklarımızdan çok, yaşananlardan, gördüklerimizden, tanık olduklarımızdan etkilendik. Hislerimizi öldüren, yaralarımızı deşen, acılarımız depreştiren olaylarda hırpalandık. Beni bir sessiz, kendi halinde bir arkadaşımın yargılamasını hiç unutmam! Adı Aydın! Bolulu… Ne arzı bana uyardı ne de tutumu. Kendince, ince hesaplı, çayı bile sayarak ısmarlayan, cebindeki parayı öylesine hesaplı kullanan ki öğün atlatmayı maharet sayan bir tip… Okulda arkadaşı… Hayatına hiç ayaz görmemiş, hiç sıkıntı çekmemiş, her şeyi önünde ve hazır bulan… Ne onun karakterini ne de yaptıklarını tartışacağım!
|
|
ADAMLIK VE HESAP MESELESİ |
|
|
|
|
Yazar Anlatan
|
|
Cuma, 25 Haziran 2010 16:21 |
|
Bir millet “Adamlarıyla” büyüktür! “Adamlar” büyütür, yüceltir bir milleti! “Adamlık” kolay değildir! Kolay olsaydı eğer, herkes “Adam” sınıfına girerdi! “Erkek” cinsiyetini taşımak, “Mavi nüfus cüzdanı” sahibi olmak, adının önünde kocaman unvanlar taşımak, bilmem nerenin başkanı, bilmem hangi yerin genel müdürü, hatta protokol sıralarının en ön saflarını işgal etmek de yetmez, “Adam olmaya”! “Adam olmak” tüm bunların dışında, başka, bambaşka bir yetenektir. Allah vergisi özellikler zincirine, atadan babadan gelen özellikler, gelenek ve kültür katkısı, insanlık sevgisi, kararlılık, dürüstlük, namusluluk ve daha bir sürü insani duygu eklenir! “Adam” idealisttir! “Adam” içten pazarlık ve gizli hesaplar bilmeyendir!
|
|
Cumartesi, 26 Haziran 2010 14:15 tarihinde güncellendi |
|
Yazar Anlatan
|
|
Perşembe, 28 Ocak 2010 20:14 |
|
Biliyorum bu adı duymadı çoğunuz! Hiçbir şey ifade etmiyor sizin için! İnterneti tarasanız, google’da arasanız, belki birkaç “Adnan Yüzgül” çıkar ki yalnızca isim benzerliğidir. Benim anlatacağım “Adnan Yüzgül” değildir. 1975… Muş Lisesi...
|
|
|
|
|
|