Üye Giriş Formu



Kimler Çevrimiçi

Şu anda 1 ziyaretçi çevrimiçi

SİTE İÇİ ARAMA

BUKALEMUN İNSANLAR PDF Yazdır E-posta
Yazar Anlatan   
Perşembe, 02 Temmuz 2009 13:29

           

           Yaratılış konusuna fazla değinmemiştir Yüce Kitabımız Kur’an’ı Kerim. İnsanları araştırmaya ve ilme zorlamak için gizemli ayetlerle, kısaca geçilmiştir bu konu. Bilinenin aksine, yaratılış konusunda dillendirilen ve İslami olduğu iddia edilen pek çok bilginin asıl kaynağı Tevrat’tır. Hikayesi anlatım içeren bu bilgiler, aradıklarına cevap bulamayan İslam Âlimlerince Tevrat’tan olduğu gibi alınıp aktarılmıştır. Bu tavrın ya da bilimin adı ise “İsrailiyet” olarak konmuştur. Zamanla yerleşen bu hikâyesel anlatım, sanki Kur’an’a dayanır gibi kabul görmüştür. Çok büyük bir hatadır bu. Oysa güzel dinimizin ilme teşviki ile bağnazlığı yıkma, yalancı dogmalara karşı koyma gerçeği oluşacaktı.

 

            Düşünen insan için pek zor değildir gerçeği bulmaz. İlahiyatçı olmamam nedeniyle pek iddialı olmam bu konularda. Ama fark ettiğim yanlışları, gördüğüm doğruları açıklamaktan asla geri durmam.

            Her şeyin sebebi vardır. İslami Tasavvuf anlayışının (Ki bu da Kabala ile çok yakın fikri temele işaret eder) bilimsel olmayan temelleri içinde kimi zaman “Bilim” çıkıverir karşımıza. Bilimle barışık bir din olan İslam için araştırmanın sonu yoktur. Olamaz. Her gün yeni bir gerçek kucaklar bizi. Bu nedenle fikri açılımlara gem vurmak aptallık sayılır.

            Dokunulmazları, en başında kabul edilmesi gereken postulatları, yani tartışmasız kabulleri vardır İslam’ın. Onun dışındaki her şey ama her şey tartışılır.

 
ORADAN HEP ÖYLE GÖZÜKÜR PDF Yazdır E-posta
Yazar Anlatan   
Çarşamba, 01 Temmuz 2009 10:10

           

            İncelemelerim, gözlemlerim, kısa süreli yurt dışı gezilerim; bana bir tek şey öğretti…

            Doğu ve batı farklıdır! Her yönüyle kendini gösterir bu fark. Batı, görev toplumunu oluştururken, doğu, duygu toplumu olmayı sürdürmektedir. Belki bir dönem, duygu toplumu olmanın iyi bir şey olduğu yanlış fikrine kapıldım. Sonunda anladım ki, görev toplumları, her zaman duygu toplumlarının önüne geçerler.

            Bir isim daha taktım duygu toplumlarına. İçinde yaşadığımız toplum dâhil; “Oradan öyle gözüküyor toplumu” adına layıktır duygu toplumları.

 

            Malum, biraz belden aşağı bir fıkranın tanımlamasıdır “Oradan öyle gözüküyor” tanımı. Bilenler, bilmeyenlere anlatsın! Çok güzel bir fıkradır. İçinde yaşadığımız, zaman zaman övündüğümüz toplumu daha güzel anlatan başka bir fıkra okumadım.

 
Çarşamba, 01 Temmuz 2009 10:12 tarihinde güncellendi
 
GAL PDF Yazdır E-posta
Yazar Anlatan   
Cumartesi, 27 Haziran 2009 17:42
 

            Bir film izledim: GAL…

            Türkçe adı “Örgüt”

 

            Çok ilginç bir filmdi. Tavsiye ederim.

            Olay İspanya’da geçiyor. Bağımsızlık isteyen ETA terör örgütüne karşı, devlet içinde bir örgüt oluşturuluyor. Adı GAL… Amacı, gayrı resmi yollardan ve yasa dışı olarak ETA militanları ile savaşmak! Uzantıları ve yandaşları, elebaşı militanları Fransa’da yaşayan bu örgüte karşı GAL, ETA’nın yöntemlerine benzer yöntemlerle harekete geçiyor. Baskınlar yapıyor. Cinayetler işliyor. Adam kaçırıyor, bombalama eylemleri ve toplu katliamlar yapıyor. Devlet gizli gizli destekliyor GAL’i örtülü ödenekten büyük paralar ödeniyor. Üyeleri ve militanları korunuyor. Kollanıyor. GAL’i yönetenler o kadar güçleniyor ki… Sonunda iki gazeteci GAL’in peşine düşüyor. Aldıkları tehditlere rağmen araştırmalarını sürdürüyor. Bu nedenle gazete sahibi ile araları açılıp işlerinden oluyorlar. Bu sırada GAL içinde ikilik çıkıyor. Yasa dışı kazanç yolları falan…

            İzlerken donup kaldım zaman zaman. Kullanılan sloganlar, kelimeler… Kahramanlık denemeleri! Kendini haklı olarak görmek için inanılan davalar. Hayret ettim ve “Bu kadar benzerlik olamaz!” dedim. Hele GAL’in başındaki polis şefinin söylediği bir söz… Aklım başımdan gitti. Aynen şöyle diyordu GAL’in şefi.

            “Bir ülkede bedavadan kullanılacak vatansever kalmazsa, faşistler ve satılık teröristler devreye girer!”

            Bu kadar benzerlik olabilir mi? Bu kadar tesadüf…

            Benzer anlatımlara ve sözlere İtalyan Gladyösü ile ilgili yayınlarda da rastlamıştım.

 
“Ne yapayım ya?” PDF Yazdır E-posta
Yazar Anlatan   
Perşembe, 25 Haziran 2009 13:31

                Sözde durmak, davranışlarda ve söylevlerde standart olmak bir özellik mi? Yoksa “Dün dündür! Bugün de bugün!” “Baba sözü” mü geçerli hayatımızda? İnsan olmanın, mertliğin, dürüstlüğün bir örneği değil mi tutarlı olmak? Dünü hatırlayıp yüzü kızarma mı insanların?

                “Ben, dün neler söylemiştim birileri hakkında! Oysa bugün aynısını yapıyorum! Varıp af dileyeyim arkasından konuştuğum insanlardan!” deme cesaretini ve “Ben hatalıyım!” büyüklüğünü gösteremez mi insanlar? Değer nedir? Değerin tanımını kim yapabilir? Kendisine dair bir doğrular zinciri dizemez mi insanlar?

               

                Daha dündü! Sadece beş yıl önce… Emekliliği dolan, hatta epeyce dolan, artık gözlerinde fer, dizlerinde derman kalmayan ağabeylerimizi “Şunlara bak! İşleri bitmiş ama emekli olmamakta direniyorlar! Ne bekliyorlar ki? Boşaltsınlar artık şu kadroları da birilerine daha nasip olsun!” diye suçlayanlar, küçümseyenler, aşağılayanlar; şimdi aynı durumdalar. Onları da birileri aşağılıyor, küçümsüyor, suçluyor. Belki yüzlerine yapmıyorlar bunu ama zamanın moda yapılanması ile arkalarından yapıyorlar.

 
“KANDİL KUTLAMA” MESELESİ PDF Yazdır E-posta
Yazar Anlatan   
Perşembe, 25 Haziran 2009 09:07
            

                Önce bütün akil din adamlarının ortak fikirle açıkladıkları gerçeği tekrarlayalım:

                “İslam’da ‘Kandil” diye bir tanım, bir özellik, bir farz,  bir vacip, hatta sünnet yoktur. İslam Kültüründe de böyle bir töre ve anlayış yoktur. Birden bire ortaya çıkmış ve reklamasyonla yayılmış bidattır kandil.

Kandil kutlamak saçmalıktır. İslam’la, dinle, imanla Kur’an’la uzaktan yakından bir ilgisi yoktur”

                Doğrusu bu… Ama yine de cep telefonuma mesaj gelir.

                “Kandilinizi kutlar…”

                Vallahi ağzımı bozuyorum. “Hay seni de kandilini de…” diye başlayarak!

                Kardeşim yok böyle bir anlayış. Sen okumuş, aklı başında bir adamsın. Araştır. Sor! Öğren. “Kandil” diye bir şey yok… Neden ısrar ediyorsun yanlışta. Alnın secdeye varmaz ama kandil kutlarsın. Bu nasıl anlayış?

 
YENİ ÜLKÜCÜ TİPİ PDF Yazdır E-posta
Yazar Anlatan   
Çarşamba, 24 Haziran 2009 00:10
 

            12 Eylül Darbesi ile ezilen, kendini kaybeden, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelen Ülkücü Hareket; bit türlü toparlanamadı ve Şehitlerinin kemiklerini sızlatan yeni bir Ülkücü Tipi çıktı ortaya.

            Bu Ülkücü tipinin Ülkücülükle bir alakası yoktu ama kullanılmaya hazır mayası ile hem parti içinde hem de ocaklıktan çıkan ocakta kabul gördü. Bu iğrenç tiplemeye, “Ben hala Ülkücüyüm!” diyen gerçek Ülkücü tipi girmez. Çünkü kotarılmaya çalışılan Ülkücü Tipinin; Ülkücülükle bir alakası yoktur.

            Çok bariz örnekleri vardır bu Ülkücü Tipinin. Ortalıkta gezer, dolaşır ve hala adamlık taslarlar. Parti yönetiminde yer tutmaya, bir yerleri ele geçirmeye çalışırlar.

            Yalnızca, Gerçek Ülkücülerle farkını ortaya koymak için, günümüz kabul görmüş Ülkücü tipinin standart özelliklerini sayalım.

Salı, 30 Haziran 2009 03:37 tarihinde güncellendi
 
TAİLİN YAYLASI VE ERCİYES KURULTAYI PDF Yazdır E-posta
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 
Yazar Anlatan   
Pazartesi, 22 Haziran 2009 14:45
                                                   

                                                                                     

            Orta Asya’da, yüksek dağlarla çevrilmiş, geniş yüksek bir yaylaydı Tailin yaylası. Baharla birlikte karlar erir, yemyeşil olurdu.

            Ulu Han Motun Tanhu (Mete) tutkuluydu bu yaylaya. Özgürlüğün tadını, baharın coşkusu ile birleştiren, bir de Gök’e yakın olmasını sağlayan, yükseklerde nefes alma olgusunu olduran bu yaylaya sevdalıydı…

 Çin’in elindeydi Tailin. Motun’un Atası Duman (Teoman) birkaç kez ele geçirmiş fakat Çin yeniden geri almıştı bu güzelim yaylayı.

            Motun Tanhu tahta geçince, güçlenince hemen sahiplendi Tailin’i. Çin’e bile yüksekten bakabilirdi oradan. Çin ile diğer dünyayı ayıran Çin duvarını rahatlıkla küçümseyebilirdi. Çin duvarı Motun’dan beş sene önce tamamlanmıştı. Eğer Motun o zamana yetişseydi asla bitirtmezdi o duvarı… Bugün Çin duvarı yoktu…

Salı, 30 Haziran 2009 03:49 tarihinde güncellendi
 
İNSANOĞLU ÖLÜMÜN KENDİSİ İÇİN DE GEÇERLİ OLDUĞUNA İNANMIYOR PDF Yazdır E-posta
Yazar Anlatan   
Pazar, 21 Haziran 2009 03:43
 

            Hz. Peygamber; Hadislerinde, “Kabir ziyaretini” tavsiye etmiştir. İnsanlar ibret alsın diye.

            “Dünya yalandır. Ölümlüdür” bilinsin diye.

            Bu Hadisteki hikmeti anlamak için ölümün bizim için de geçerli olduğuna inanmamız gerek. Ama nasıl bir ego, nasıl bir nefstir ki insanların çoğu öleceğine inanmaz. İnansaydı bu kadar bencil, hırsız, yalaka, koltuk düşkünü, şerefsiz, dönek vs. çıkmazdı ortaya. Ne yersen ye, ne kazanırsan kazan, ne kadar koltukta oturursan otur, ne kadar çalarsan çal sonunda ölüp gideceksin işte. Hiçbir şey götüremeyeceksin öbür tarafa.

            Çevremizde her dönem yaşlandığını kabul etmeyen, bunu gizlemeye çalışan insanlar oldu. Oldum olası saçını boyayan erkekleri anlamamış ve şaşırmışımdır onlara. Nasıl olur da bunu utanmadan, arlanmadan yaparlar. Kadınların saç boyamasına sözüm yok. Onlar fıtrat gereği buna ihtiyaç duyarlar. Süslenmek de haktır onlar için. Ama yaşını başını almış “Erkek” sıfatını taşıyan, mavi nüfus cüzdanlıların saçını boyaması… Acaba derim bazen, bunların ruhlarında biraz yumuşaklık, kadın özentisi veya … Töbe töbe…

            Neden boyar saçını?

            Yaşını, başını daha genç göstermek için. Buna peruk takanlar, saç ektirenler de dahil. Hadi diyelim ki genç yaşta kel kalmış bir genetik mağdur olsa… Ama adamın yaşı elli, altmış… Saç ektiriyor. Saçını simsiyah boyuyor.

            Bunu bazı siyasiler de yapardı. Hala yapanlar var.

            Çok ayıplardım. Ayıplarım.

Salı, 30 Haziran 2009 03:38 tarihinde güncellendi
 
ARKADAŞ PDF Yazdır E-posta
Yazar Anlatan   
Cumartesi, 20 Haziran 2009 00:37

  

  

  

Onmasın, o ardımdan              

İşler çeviren yoldaş

Bir gün gelir, acıyı tadar

Anlarsın arka-taş

 

Dosta attığın kazık

Büyür yavaş yavaş

Nasıl da şerefsizce

Satmıştın arka-taş

 

Unutturmaz yaptığını

Bugün verdiğin savaş

O, en büyük puştluktu

Hayatımdaki, arka-taş

 

Ortaktık kuru ekmeğe

Her derde ve kedere

Koltuk kaptın, yürüdün

Yalakalarla el ele

 

Gelmeyecek eski günler

Dostluğa açtım savaş

Ben ölürsem cenazeme

Sakın gelme arka-taş!

  

 

 

 

 

Not: Adam satma ustası, arka-taşım için Yılmaz Güney'in "Arkadaş" Şiirinden öykünerek yazdığım şiirdir...

Çok yakında bu Arka- taş ile  ilgili romanım da yayınlanacak!!!!

Okumanızı ve Arkadaş ile Arka-taş arasındaki farkı görmenizi tavsiye ederim

 

Salı, 30 Haziran 2009 03:41 tarihinde güncellendi
 
SORULAR VE CEVAPLAR PDF Yazdır E-posta
Yazar Anlatan   
Perşembe, 18 Haziran 2009 12:33

            Dürüst adam her soruyu sorar rahatlıkla.

            Dürüst adama her soru sorulur.

            Çünkü vereceği cevaplar hazırdır ve doğrudur.

 

            Dürüst olmayan adamlara sor sormak çok zevklidir. Çünkü; ıkınıp sıkılarak vereceği cevaplar çok eğlencelidir.

            Ben, bayılırım böyle sorular sormaya! Verilen cevaplarla eğlenmeye! Üstüne üstüne gitmeye…

            Çok yaptım! Yaptıklarım hatırlarlar.

 
 
TEMSİL EDİLMİYORUZ PDF Yazdır E-posta
Yazar Anlatan   
Çarşamba, 17 Haziran 2009 10:53

            Bu eksikliği hep duyduk içimizde…

            Zaman zaman farkında olmadık!

            Zaman zaman üstünü kendimiz örtmeye çalıştık bu açıklığın. Görmezden, bilmezden gelmeyi yeğledik.

 

            Biz Türk Milliyetçileri gerçek anlamda, ne mecliste ne de siyasi partiler bazında hiçbir şekilde TEMSİL EDİLMİYORUZ.

            Sivil toplum örgütlerinde de temsilcimiz yok.

            Bir kısmı satılmış, bir kısmı egoist kendini beğenmişlerin elinde, bir kısmı her türlü siyasi eğilmelere yatkın, bir kısmı menfaatçi, mafya kalıntısı vs. oluşumlar bizi asla temsil etmedi temsil edemiyor, edemeyecek.

 

            Alın elinize bir kalem ve kağıt.

            Gerçek birer Türk Milliyetçisi olarak…

            Duygularınızı, düşüncelerinizi, fikirlerinizi, beklentilerinizi yazın.

            Sonra da Milliyetçi geçinen ve milliyetçilikten geçinen ne kadar dernek, parti, vakıf vs. varsa bunlarla karşılaştırın.

            Çakışan bir tek isim bulamayacaksınız!

            Ne bir siyasi ne de bir fikri oluşum yok.

            O zaman anlayacaksınız temsil edilmediğinizi.

Salı, 30 Haziran 2009 03:43 tarihinde güncellendi
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 2

UNUTULMAZ

SORU-CEVAP

Sizce insanlarımız neden tepkisiz?
 

KONUK SAYISI

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün2
mod_vvisit_counterDün16
mod_vvisit_counterBu Hafta112
mod_vvisit_counterSon hafta222
mod_vvisit_counterSon Ay62
mod_vvisit_counterGeçen Ay784
mod_vvisit_counterHepsi30846

Online :20 d. 1
IP NO 38.103.63.57
,
Now is: 2009-07-04 03:44
Valid XHTML & CSS | Template Design ah-68 | Copyright © 2009 by Firma